SEVGİ VE SEVEMEMEK
Günlük politika diline
hapsolduğumuz zaman sevgiyi de sevmeyi de sevginin imanını da unutarak
birbirimizden nefret etmenin çabası içerisine giriyoruz. Din, siyaset, spor
veya farklı bir alanda birbirimizi alt etmenin yollarını aradığımız için
sevmeye vakit bulamıyoruz belki. Sevmek gibi bir dünya imanını, gönlümüze
girmeden, bizi ruhsuz birer taş yığınına çeviren sevgisizliği, bizler adeta bir
çocuk gibi kollarımızda yetiştiriyoruz. Birisini sevmek için bile bizden
olmasını bekliyor, bize gelmesini istiyoruz.
Tolstoy “Sevgi neredeyse Tanrı
oradadır” diyordu. Tolstoy’un yarım bıraktığı cümleyi asılar evvelinden
Anadolu’yu sevda ile fethe gelen Yunus tamamlıyor gibiydi adeta. Ne diyordu
Yunus “ ben gelmedim kavga için benim işim sevgi için”. Bir an için düşünelim;
Hepimizin günlük siyasi, kültürel, politik emelleri ve kavgaları var. Hepimiz
bu kavgalar için birilerinden nefret ediyoruz. İş böyle olunca da cemiyetimizin
her köşesinde birbirine saygı ve sevgisi olmayan binlerce ruhsuzlar ordusu
çıkıyor. Çünkü bize daha küçüklükten korku, nefret gibi duygular aşılanıyor.
Öğretmenlerimizi sevmekten çok onları sinirlendirmemek için, onlardan
korkuyoruz. Sevgimizi dile getirmek için ödevlerimizi eksiksiz yapıyoruz,
“öğretmenim seni seviyorum” diyen birisi olursa herkes için bir şaşkınlık
ortaya çıkıyor.
Buradan hareketle Fethi
Gemühlüoğlu’na bakmak çok daha önemli olacaktır. Fethi Bey, kendisinden burs,
kitap ya da bir sohbet arzulayan genci mutlaka bir sınava tutar ve ondan sonra
talebine yanıt verirmiş. Soru basit ama derin. “ Sen hiç sevdin mi, hiç aşık
oldun mu? Bu soruya verilecek en ufak bir tereddütlü cevap başarısızlıkla
eşdeğerdir. Bir kedi, bir köpek, bir kadın, taş veya başka bir şey. Ama mutlaka
sev, sev ki alem denilen bu gayya kuyusunun sırrına vakıf olabilesin. Sev ki
sevda deryasında kendini bulmak için kendinden geçesin. Biz, toplum olarak
sevmeyi öğretmekten çok, korkmayı öğretiyoruz. Bu, cemiyet için sosyal bir
nizam koyduğu düşünülen din ve Allah mefhumunda da böyle. Biz daha küçüklükten
çocuklarımıza “Allah’tan korkmayı” telkin ediyoruz. İmamımız minberden bize
Allah’tan korkmayı telkin ediyor, cehennemle korkutuyor, yanmaktan uzak
durmamızı öğütlüyor. Bilmiyoruz ki sevgi korkudan büyüktür. Allah’tan korkmak
günü gelir de korkularımıza meydan okuyacak bir nefrete dönüşebilir. Biz evvela
Allah’ı sevelim. Kainat dediğimiz bu bilinmezlikler silsilesi yaratanın
merhamet ve sevgisinin gözleri önüne serilmesi değil midir? Babamız annemize
bir sevgi gösterisinde bulunmazken çocuklarımızın yarın birbirini sevmesini
bekliyoruz. Aynı millete mensup insanların birbirine nefretle bağlanmasını
sevgisizlikten başka bir şey izah edemez. Bizim için sevgi, dünyanın en önemli
ibadetlerinden birisidir. Seveceğiz, gönüllere köprü olabilmek için sevginin
ilhamını nakşedeceğiz. Bizim isimlerimizi duyanın yüzünde tebessüm parlayacak,
içi huzurla dolacak. Cennet tasvirini bizim sevgimizin sarhoşluğunda bulacak.
Bu sarhoşluk kendini kaybetme değil, aksine kendine karşı kendini bulmaktan
ibaret olacaktır.
En başta sevgiyi sevemiyoruz,
sevgiye bir maddi anlam yüklemeye çalışıyoruz. Kalbimiz de bir sevda parıltısı
olmuyor. Cemiyet içinde bölünmekten başka bir şey aramıyoruz, sevdiklerimiz de
belki menfaatlerimize göre şekilleniyor. Sevginin hazzından uzaklaştıkça
birbirimiz için bir kusur arama yarışına giriyoruz. Hünerlerimizi göz ardı
ediyor kusurları seviyoruz. Kusurları da sevginin hazzından değil, kusurun
faydasından seviyoruz. Halbuki Şirazlı Sadi “ kusur arayan göz hüner görmez”
diyordu. İnsanı var eden, varlığını bir, birini yok eden tek şey sevgidir.
Buradan dünyayı sevgi kurtaracak gibi çok masumane bir şey söylemiyorum. Fakat
inananlar için kainatı anlama imanının sevgi olabileceğini hatırlatmak
istiyorum. İnandığınız din, dil, değerler fark etmeksizin sevginizin bittiği yerde
kainatın bittiğini düşünün. Dünya yaşanamayacak kadar kötü bir yerse;
sevginizin sizi nerelerden geçirdiğini sorgulayın. Aşkın nerede olduğunu, sevginin
nereye gittiğini bile aramak başlı başına bir sevgi yolculuğudur. Bir ben var
benden içeri diyen Yunus’a da asırlar evvelinden Sophokles sesleniyordu: “ Ben
bu dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim”. Bizi bir çilesizler, ruhsuzlar,
dertsizler, kimsesizler kuyusundan alıp, aşkın merhametine kavuşturacak ilk yol
sevginin birliğine sarılmak. Birbirine karşı gülmeyen, birbirine karşı iyi
niyetler, duygular beslemeyen her insan biraz zalimdir. Sevgiyi bir bahşedilmiş
“kazanım” olarak gören her insan başlı başına gaddardır, zalimdir. Sevgiyi
başkasına vermemeye tenezzül eden insan zelildir. Sevginin kendi içerisinde bir
aşk imanı yansıtmadığı insan, yolcu değil, vasıtadır. Sevgi, bizim için
göklerden, yerden, alemden aleme geçenlerden gelen bir gönül köprüsüdür, ve son
olarak “Hangi karanlık insanı sevmekten vazgeçirebilir?” Sevgiyle kalın…
“Hangi karanlık insanı sevmekten vazgeçirebilir?”
YanıtlaSilSevgi ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. 👏
Yorum için çok teşekkür ederim. Memnun ettiniz beni :)
Sil
YanıtlaSilNiçin seversin Güntülü?
- Sevmenin niçini olmaz ki efendim... Düşünsem belki mâkul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar efendim.
Hüseyin Nihal Atsız
Ruh Adam