Kayıtlar

İNSAN

     Merhabalar, anne, çocuk konularından sonra bu hafta da insan ile alakalı bir fikir işçiliğine soyunmaya beraberce çalışalım. Yazılarıma olumlu, olumsuz eleştirileri de derleyip bir haftayı da eleştirilere ayırmayı düşünüyorum. Eleştiri bazı toplumlarda yanlış anlaşılmasına rağmen insan hayatındaki en önemli gelişme yöntemidir. Bunun için sizlerin fikirlerini her daim beklerim.     Ben daha önce, insanı çelişkilerle dolu bir anlam ahmağı olarak belirtmiştim. Kendindeki çelişkilerden yola çıkarak dünyaya, aileye, aşka, sevdaya, ilahi mesajlara birer anlam bulmak ve onlara anlam katmak isteyen bir ahmak. Tabii buradaki ahmağı bir aptallık olarak görmemek gerek, buradaki ahmaklığı dünyanın sırlarına vâkıf olmak isterken kendisini bir şaşkınlık silsilesi içerisinde bulma ahmaklığı olarak düşünmekte fayda vardır. Türk ve İslam medeniyeti insan şerefini her şeyden üstün tutan, insanı her ne kadar imkansız olsa da hatasızlığa, günahsızlığa davet eden bir medeniyet ...

Kutlu Fetih

Resim
         Merhabalar, geçen hafta 19 Mayıs 1919 hakkındaki düşüncelerimi ve bu hafta da 29 Mayıs 1453 tarihi hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım. Evvela uyarmak isterim, yazı bütünlüğü tarihi gerçekliklere uygun ancak hikayeleştirilerek kaleme alınmıştır. "Akademik bir yazı değildir." Bu yazıda fetihten önce ve fetih sırasında Constantinople halkı arasındaki efsanelerden, Türkler arasındaki efsanelerden, şehirde yaşananlar hakkında bilgiler verilecektir.          Her şeyden önce işe II. Mehmed'in tahta cülus etmesiyle başlamak gerek. Daha önce babasının gönüllü olarak tahttan feragat etmesiyle birlikte tahta geçmiş ve kısa süre sonra tekrar tahtı babasına bırakmak durumunda kalmıştır. fakat 1451 yılında tamamen tahtın sahibi olmuş ve ondan sonra çalışmalarına başlamıştır. II.Mehmed çok inatçı, kindar, sert çehreli, düşündüklerini karşısındakine pek belli etmeyen, asabiyetle yoğrulmuş bir yapıya sahiptir. Bu inat sayesi ile ki Constantin...

DOĞUM GÜNÜM

Resim
     Merhabalar, Anne, Çocuk, İnsan, Toplum ve Aydın yazılarından oluşan bir yazı dizisi hazırlamış ve haftalık bunları yayınlamaya karar vermiştim. Fakat 19 Mayıs 1919 ve 29 Mayıs 1453 tarihleri olduğu için kalan yazıları iki hafta geç paylaşmaya karar verdim. Bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın 1919 yılının Mayısının 19'unda Samsuna ayak basmadan öncesi ve sonrasında meydana gelen olaylardan bahsetmek isterim. Fazla teknik bilgiye boğmayacağım sizleri, zira yanlışları anlatmaya kalksak bu yazının hacmi yetmez. Çünkü ilk kurşunda dahi bilinen bir yanlış var. Milli Mücadele'nin ilk kurşunu Hasan Tahsin tarafından İzmir'de Yunanlılara karşı değil, Dörtyol'da Fransızlara karşı atılmıştır.      Yazıyı geç paylaşmamın sebebi ise haftalık yazı paylaşımını bozmamak adınadır.      Evvela Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a çıkaran ve daha sonrasındaki mücadelesine girişmesine yol açan manzarayı müşahede etmemiz gereklidir. 1918 yılında imzalanan Mondr...

ÇOCUK

Çocuk dediğimiz ulvi yaratık bizim itikadımıza göre dünyaya günahsız gelir. Dünyanın türlü yaşam kavgaları çocuğu da kendi potasında eritir ve devamında da olması istediği bir bireyi meydana getirir. Burada önemli olan çocuğun hangi safhalardan geçtiği, ne şekilde düşündüğü, nasıl beslendiği sorunudur. Beslenmeyi sağlıklı ürün olarak düşünen herkes çocuğun gelişimini fiziki ve biyolojik olarak düşünmektedir. Biz onu ruh, beden, estetik ve her şekilde beslemeli, büyütmeliyiz. Zannımca da en çok hatayı burada yapıyoruz. Bizden büyükler, biz ve bizden sonrakiler daima çocuklarının "kendi istedikleri" gibi bireyler olmasını istiyor ve ona göre nasıl düşüneceklerini değil, ne düşüneceklerini öğretiyoruz. Her şeyden evvel bu insan doğasına aykırı, insan şeref ve benliğini unutmak ve onu tahkir etmekten başka bir şey değildir. Çocuk, en genel tabiri ile toplumun ruhen ve fikren görünüşünü temsil etmektedir. Mandela, çocuklara nasıl davranıldığına bakarak bir toplum hakkında gene...

ANNE

Merhabalar, bu hafta anneler gününü müşahede edeceğimizden dolayı, bu yazıyı annelerimize ithaf etmek istiyorum izninizle. Fazla uzun uzadı yazamayacağım... Anne; bizim için dünyada, sevgi, merhamet gibi sayısız ve sonsuz duyguların en temiz, en güzel, en duru ve en güzel anlatıcısı, öğreticisidir. Anne bizler için dünyayı anlamlandırmanın yegane temsilcisidir. Biz annemize baktığımız zaman varlık hengamesini, güzelliği, ahlak felsefesini, gözyaşı medeniyetini görüyoruz. Biz anneye baktığımız vakit içtenlik, samimiyet ve kusursuz bir mutluluk görüyoruz.  Mutluluk ile erdemin kardeş olduğunu düşünenlere haksızlık etmemek gerek. Buradan da diyebiliriz ki; Mutluluk ve erdemin yaratıcısı annedir. Anne, dünyada Tanrı'nın merhamet simgesidir belki. Anneliğin bir his olduğunu annem ile bizzat Malatya'da açılan hayvanat bahçesini ziyaretimde anladım. Maymunların olduğu bölmede anne maymun insanlardan rahatsız olup yavrusunu sarıp sarmalayınca annem duramadı ağlamaya başladı. Yavrunun...

SEVGİ VE SEVEMEMEK

Günlük politika diline hapsolduğumuz zaman sevgiyi de sevmeyi de sevginin imanını da unutarak birbirimizden nefret etmenin çabası içerisine giriyoruz. Din, siyaset, spor veya farklı bir alanda birbirimizi alt etmenin yollarını aradığımız için sevmeye vakit bulamıyoruz belki. Sevmek gibi bir dünya imanını, gönlümüze girmeden, bizi ruhsuz birer taş yığınına çeviren sevgisizliği, bizler adeta bir çocuk gibi kollarımızda yetiştiriyoruz. Birisini sevmek için bile bizden olmasını bekliyor, bize gelmesini istiyoruz. Tolstoy “Sevgi neredeyse Tanrı oradadır” diyordu. Tolstoy’un yarım bıraktığı cümleyi asılar evvelinden Anadolu’yu sevda ile fethe gelen Yunus tamamlıyor gibiydi adeta. Ne diyordu Yunus “ ben gelmedim kavga için benim işim sevgi için”. Bir an için düşünelim; Hepimizin günlük siyasi, kültürel, politik emelleri ve kavgaları var. Hepimiz bu kavgalar için birilerinden nefret ediyoruz. İş böyle olunca da cemiyetimizin her köşesinde birbirine saygı ve sevgisi olmayan binlerce ruhsuzl...

DEVLET VE ADALET ÜZERİNE BİR DENEME

DEVLET VE ADALET ÜZERİNE BİR DENEME                                                               Hakan AKÇİN Tarihin erken dönemlerinden itibaren yaşamakta olan Türkler, daima bir devletleşme sürecine girmiş ve dünyanın çeşitli yerlerinde hüküm sürmek suretiyle devletler kurmuşlardır. Hiç şüphesiz ki bir devletin yaşayabilmesi için sosyal, kültürel, ekonomik ve toplumsal yapının birbiri içerisinde harmanlanması gerekmektedir. Bu yazıda Türklerin ve İslam uygarlığının adalet sistemi tartışılmaya çalışılacaktır.       Her devlet var olabilmek amacıyla “toplumsal uzlaşı” formülüne ihtiyaç duymuştur. Bu uzlaşıların genel adı ise “Anayasa” olarak belirtilmiştir. Belirtmek isterim ki devletlerin yıkılış süreçleri derinlemesine işlenirse ekonomik nedenlerin yanında “adalet” müessesesinin mütecaviz girişiml...