Kutlu Fetih




        Merhabalar, geçen hafta 19 Mayıs 1919 hakkındaki düşüncelerimi ve bu hafta da 29 Mayıs 1453 tarihi hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım. Evvela uyarmak isterim, yazı bütünlüğü tarihi gerçekliklere uygun ancak hikayeleştirilerek kaleme alınmıştır. "Akademik bir yazı değildir." Bu yazıda fetihten önce ve fetih sırasında Constantinople halkı arasındaki efsanelerden, Türkler arasındaki efsanelerden, şehirde yaşananlar hakkında bilgiler verilecektir.

        Her şeyden önce işe II. Mehmed'in tahta cülus etmesiyle başlamak gerek. Daha önce babasının gönüllü olarak tahttan feragat etmesiyle birlikte tahta geçmiş ve kısa süre sonra tekrar tahtı babasına bırakmak durumunda kalmıştır. fakat 1451 yılında tamamen tahtın sahibi olmuş ve ondan sonra çalışmalarına başlamıştır. II.Mehmed çok inatçı, kindar, sert çehreli, düşündüklerini karşısındakine pek belli etmeyen, asabiyetle yoğrulmuş bir yapıya sahiptir. Bu inat sayesi ile ki Constantinople fethi gerçekleşecektir.
        II. Mehmed fetih hazırlıklarına öncelikle Anadolu'dan sürekli Osmanlı Devleti'ni tehdit eden ve bir Türk devlet felsefesi taşıyan Karamanoğulları'nın isyan haberi üzerine, onları dize getirmekle başlamıştır. II.Mehmed, bu sefer sırasında Bizans'ın elinde tuttuğu Osmanlı şehzadesi, Şehzade Orhan'ın yıllık vergisini arttırmak isteğiyle gelen Bizans elçisine "bunun zamanı değildir" diyerek mukabelede bulunmuş ve o zamandan itibaren Doğu Roma İmparatorluğunu tarihe karıştırma fikrine daha ateşli sarılmıştır. Bu elçinin gelmesinden sonra Çandarlı Halil Paşa Romalılara " Ey ahmaklar Sultanım babası gibi barışçıl değildir" diyerek onları bu akılsız fikirlerinden dolayı kınamıştır. Fatih namıyla ünlenecek olan II.Mehmed, dedelerinden olan I.Bayezid döneminde yapılan Anadolu (Güzelce) Hisarının tam karşısına "Boğazkesen" adıyla nam olacak Rumeli Hisarının yapılmasına başlamıştır. Böylelikle tarihteki "boğazların meşruiyeti" konusunda da bir ilki teşkil ediyordu. Bizans İmparatoru derhal bir elçi göndermiş ve elçi de cevap olarak Padişahtan "sizin ülkenizde bir şey yapmıyorum, kendi topraklarımda her şeye muktedirim" cevabını almıştı. Sultan böylelikle Doğu Roma başkentine denizden gelecek her türlü yardımı kesmeyi ve boğazlar üzerinde bir vergi sistemi oluşturmayı düşünüyordu. Geçen her gemi durdurulacak, vergi vermeden geçen olursa batırılacaktı. Hatta bu uğurda bir Venedik gemisi batırılmış, geminin kaptanı on dörtlük bir esaret süresinin ardından bizzat Sultan'ın emriyle kazığa vurdurulmuştu. 
        II.Mehmed'in bu hazırlıkları Bizans tarafından hemen sezilmiş ve o andan itibaren yardım arayışları başlamıştır. Kral, her türlü çareyi düşünürken en mantıklı kararlardan birisi Katoliklerden yardım talep edilmesiydi. Fakat koyu bir Ortodoks olan Bizans halkı bunu kabul edemezdi ve ilk itiraz da Grandük Notaras'tan gelmişti. 4. Haçlı seferlerinden sonra Latinlerin türlü işkenceleri hatıralarında taze olanlardan birisi olan Notaras aynen şöyle demişti: "Şehirde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunu görmekten daha iyidir". Bir yandan da Romalılardan bazıları " şehri Latinler alsın da biz dinsizlerin eline düşmesek" diyorlardı. Dolayısıyla Roma tarafında bir birlik söz konusu değildi. 
        Fetihle ilgili çalışan tarihçilerin her daim karşılarına dini bir takım ritüeller gelmektedir. Bunlar her iki taraf içinde geçerlidir. Sırası ile zikretmek de fayda vardır. Türk tarafında evvela Hz. Muhammed'in (S.A.S) malum ve meşhur hadisinin bilindiği artık herkesçe malum. O dönem askerin şevkini arttırmak için böyle bir takım hadisler, vecizeler söylenmiş olabilir, fakat bugün bilim insanlarınca varılan ortak nokta şudur ki, İstanbul Fethi ile alakalı bu şekilde sahih bir hadis bulunmamaktadır. Bu, daha önce üç kez kenti muhasara eden Emeviler'in bir nevi psikolojik harp taktiğidir. Konu ile ilgili İsrafil Balcı'nın geniş çaplı bir makalesi bulunmaktadır. Türkler tarafından bir diğer önemli hadise ise bu fetih sırasında kentin bir semtine de ismini vermiş olan Eyüp Sultan'ın mezarının bulunmasıdır. Burada düzeltilmesi gereken şey ise, bu alimin ismi Eyüp Sultan değil, Halid bin Zeyd'tir. Her nasılsa ismi Eyüp sultan olarak kalmış. Ebu Eyüp namıyla bilinir ki yani Eyüp'ün babası demektir. Bu mezarın bulunması da yine Türkler tarafından şehrin fetih ile alınacağına yorumlanmıştır. 
            Bizans tarafında da durum bundan farklı değildir. Halk bir takım kehanetler biliyor ve bu kehanetlerin bazısından korkuyor, bazısından da ümit besliyordu. Bunları da sırası ile ele alalım. Yine belirtelim ki bunlar kehanettir ve olmuş olsa bile inanmak güçtür.
            O dönemde yaşayan kent kahinleri o tarihlere rastlayan depremlerin, toprak kaymasının, şimşeklerin, yakın zamanda bir büyük olayın olacağına işaret olduklarında kanidirler. Hatta bazılarına göre tapınaklardaki heykeller bile terlemeye başlamıştı. Bir diğer yaygın inanış ise Doğu Roma'ın ilk imparatoru olan Konstantin'in annesinin ismi Helena ve son imparatorun ismi de Konstantin ve annesinin ismi de Helena olacaktır. Halk bu kehanetten de fazlasıyla muzdarip olmuştur. Öte yandan kentte son derece azan rüşvet, yolsuzluk ve hırsızlık olayları da şehrin düşeceğine yorumlanmıştır. Bir diğer yaygın inanış ise; kente düşmanlar girse dahi bugünkü Çemberlitaş mevkiine gelince, Aziz Meryem gökyüzünde belirecek ve halk düşmanı telef edecektir!
            II. Mehmed ummalı bir şekilde çalışmalar yapmış Macar top ustası Urbanla birlikte toplar dökmüş ve kale surlarını yıkacağına kani olunan topların dökümü de nihayete ermişti. Sultan topların daha sık ateşlenmesini istiyordu ve Urban bu imkansız deyince de "iki gün içinde başaramazsan seni katlederim" cevabını almıştı: Bu uğur üzerine yine bir patlama sırasında Urban vefat etmiştir. Top o kadar büyük ve ısınçlıdır ki denemelerde dahi Edirne halkına erkenden haberler verilmiştir, kadınlar çocuklarını düşürmesin, halk, ürkmesin diye. Günler günleri kovalarken, fetih gecikmekte ve Çandarlı Halil Paşa'da padişaha vazgeçmesini telkin ederken bir Bizans elçisi gelmiş ve "Kral her türlü barışı kabul edeceğini bildiriyor" demişti. İşte bu konuşma esnasında II.Mehmed, o meşhur sözü, " sizin hayallerinizin ulaşamadığı yere bizim gerçeklerimiz" ulaşır diyerek, şayet bir daha bir elçi gelirse onu ibret olsun diye kazığa oturtacağını söylemiştir. Barış niyetleri kesin olarak reddedilmiş ve kesin olarak fetih yine ikrar edilmişti. Fatih, bu işi o kadar istiyordu ki; Deniz Komutanı Baltaoğlu Süleyman Paşa'nın Bizans'a yardıma gelecek olan gemileri durduramamış olmasına öfkelenmiş ve onu da kazığa oturtmak istemiştir. Yeniçerilerin affetmesini istemeleri üzerine affetmiş ve kendi eliyle cezalandırmış yere sermiş defalarca da vurmuştu.
        Fetihle ilgili dikkat çeken bir diğer ayrıntı da Sultan'ın gemileri karadan yürütme fikridir. Sultan, kentin ele geçirilememesinin sebeplerini iyi biliyordu. Şimdiye kadar şehir karadan muhasara altına alınıyor ama deniz es geçildiği için başarılı olunamıyordu. İşte bunun içindir ki II.Mehmed gemileri Galata'nın arka taraflarından Kasımpaşa deresi geçidinden geçirmeyi tasavvur etti. Bunun için geceleri kullandı, sürekli toplar atıp onların sesinden ve dumanlarından yararlanmayı umut ediyordu ki nitekim bunda da başarılı oldu. Fakat burada bir şeyin altını çizmek gerekir. Bu gemileri karadan yürütme fikri Fatih'in değil, Fatih'ten asırlar evvelinde de bu olaylar olmuş, Colchos ahalisi Argonotları muhasara ederken Tuna'yı geçtikten sonra sandallarını dağların arkasından geçirmişlerdir. Yine Spartalılar da Mora savaşında benzer bir harekete imza atmışlardır. Burada önemli olan Fatih'in bunlardan haberdar olması ve tekerrür etmesidir. Zamanına göre çok iyi bir okurluk isteyen olayları öğrenmiş ve tatbik etmiştir. Kaldı ki Romalılar sabah gemileri karşılarında görünce nihai hezimete uğramışlardır.
            Son noktaları da vurgulayarak yazıyı bitirmeme izin verin lütfen. Fetihle ilgili çeşitli yazarlar Türk ve Roma tarafının askeri sayılarını oldukça mübalağalı göstermişlerdir. Hammer ve daha nice tarihçi Türkleri 250 bin civarı göstermiştir. Fakat durum bu kadar abartılmaya değmez, Roma tarafında halk, kadın erkek, savaşçı toplam 20 ile 35 bin civarında idi. Türk cenahı ise 80 bin civarındadır. Fetih bu şekilde cereyan etmiştir. Fatih, şehir düşünce Romalıların San Remo, Türklerin Topkapı dedikleri yerden şehre girmiş ve Ayasofya'ya geçmiştir. Burada George Orwell Romalıların bir kapıyı açık unuttuğunu ve şehrin öyle düştüğünü belirtiyor. Fakat malumdur ki bu imkansızdır. Yeniçeriler her yeri yağma aşkına girmişken, Ayasofya'yı da yağma etmek istemiş fakat Fatih izin vermemiştir. Son olarak da Fetihle alakalı Ulubatlı Hasan olayıdır. Tarihçilerin genel kanısına göre böyle bir isim hiç olmamıştır. Olsa bile Fatih bundan haberdar değildir. Yani Fetih 1453 filmindeki UIubatlı rolü tamamen uydurmadır. Yazıyı burada sonlandırmak istiyorum, Kutlu Fethimiz kıyamete kadar bizimle olsun. Atalarımızın her birinin ruhları şad olsun. İki haftalık aradan sonra, önümüzdeki haftadan itibaren fikri yazılarda yeniden görüşmek üzre. Haftaya konumuz: "İnsan". Kalın sağlıcakla...

Yorumlar

  1. Çok faydalı bir çalışma olmuş hocam.Ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Cihanın yarısı gök ;
    Önünde şehit sehit durmuşuz,
    Cihanin yarısı İstanbul
    Almışız F.H.D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seni Yaradana korban rabbim bugünlerde gösterdi hamdulsun rabbim yar yardımcın olsun

      Sil
    2. Allah razı olsun baba, ellerinden öperim, hürmetler

      Sil
  3. Rabbim bahtını yolunu açık etsin

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEVLET VE ADALET ÜZERİNE BİR DENEME

ANNE