DOĞUM GÜNÜM
Merhabalar, Anne, Çocuk, İnsan, Toplum ve Aydın yazılarından oluşan bir yazı dizisi hazırlamış ve haftalık bunları yayınlamaya karar vermiştim. Fakat 19 Mayıs 1919 ve 29 Mayıs 1453 tarihleri olduğu için kalan yazıları iki hafta geç paylaşmaya karar verdim. Bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın 1919 yılının Mayısının 19'unda Samsuna ayak basmadan öncesi ve sonrasında meydana gelen olaylardan bahsetmek isterim. Fazla teknik bilgiye boğmayacağım sizleri, zira yanlışları anlatmaya kalksak bu yazının hacmi yetmez. Çünkü ilk kurşunda dahi bilinen bir yanlış var. Milli Mücadele'nin ilk kurşunu Hasan Tahsin tarafından İzmir'de Yunanlılara karşı değil, Dörtyol'da Fransızlara karşı atılmıştır.
Yazıyı geç paylaşmamın sebebi ise haftalık yazı paylaşımını bozmamak adınadır.
Evvela Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a çıkaran ve daha sonrasındaki mücadelesine girişmesine yol açan manzarayı müşahede etmemiz gereklidir. 1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti orduları bir bir dağıtılmış, Mustafa Kemal Paşa'da yalnızca 7 gün yapabildiği Yıldırım Grubu Orduları görevini devrederek Kasım 1918 yılında İstanbul'a gelmiştir. Kazım (Karabekir) Paşa'da hemen hemen o tarihlerde İstanbul'a gelmiş ve büyük törenlerle burçlarına İngiliz bayrağı çekilen memleketini görünce aynen şöyle demişti "Tek dağ başı mezar oluncaya kadar savaşacağız". İşte Milli mücadelenin başlangıç parolasından birisi de budur.
Mustafa Kemal Paşa ve mücadelesinin büyüklüğünü anlayabilmek için devrin aydınlarının, askerlerinin, halkının ne düşündüğünü bilmek çok daha önemlidir. Halide Edip, İsmet (İnönü), Cevat (Çobanlı) ve daha nice insan manda ve himayeden yanaydı. Yalnız Mustafa Kemal Paşa ve Kazım Paşalar bir milli direnişten yana olmuşlardır. Hatta bir gün Kazım Paşa, İsmet Paşa ile görüşmüş ve mücadele tertip etmenin lazım geldiğini vurgulamış ve İsmet Paşa da " Bırak Kazım, gidelim birkaç dönüm yer alalım sen Kazım Ağa ol, ben de İsmet Ağa olayım" diye bir söz söylemişti. Memleketin durumu maalesef buydu. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya hemen geçmenin sakıncalarını göz önünde bulunduran bir komutandı. Kazım (Karabekir) Paşa, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve hemen Anadolu'ya giderek bir milli direniş tertip etmenin iyi olacağını belirtmiş fakat Mustafa Kemal Paşa bu da bir fikir diyerek farklı yollarda mücadele etmek istemiştir. - Yani Anadolu'da bir milli mücadele tertibi ilk olarak Kazım (Karabekır) Paşa'ya aittir.- Bu bağlamda Mustafa Kemal (Atatürk) Kasım 1918 ile Mayıs 1919 yılları arasında İstanbul'da bir takım siyasi ve sosyal mücadeleye girmiştir.
Bu siyasi mücadelenin birinci ayağı, Padişaha ve etrafındaki zevata, Mondros'un maddelerinin tam kavratılması teşkil ediyordu. Bu bağlamda Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin ile sık sık görüşmek istemiş ve Sadrazama da uyarılarda bulunmuştur. Daha sonra memleketin her yerinde bulunan, İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve daha nice devletin ajanları ile görüşmüş yapılan hareketlerin Türk Milleti'nin şerefine aykırı olduğunu belirtmiştir. Takma isimlerle gazetelerde yazılar yazmış, Türk ve dünya kamuoyuna bağımsızlık hakları ile ilgili yazılarını göndermiştir. Meclis-i Mebusan'da seçilecek Tevfik Paşa kabinesinin milli bir kabine olmayacağını düşünmüş ve mebusları da güven oyu vermemeye davet etmiştir. Mebuslar evvela kabul etmiş fakat siyasetin kirli yüzü zuhur edince güven oyu verilmiştir. Mustafa Kemal Paşa yine bu arada da çalışmalarına devam etmiştir. O sıralarda Samsun ve havalisinde Rum eşkiyalarının her türlü zorbalığı artmış, fakat Rumlar kendilerini masum göstermiştir. Padişah ve Kabine'de olayların incelenmesi için bir müfettişlik tayinini uygun görmüştür. Fakat bu müfettiş, ittihatçılıkla içli dışlı olmayacaktır. Gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa müfettişlik görevine layık görülmüştür. Ancak Mustafa Kemal Paşa'nın dâhi siyaseti burada kendisini göstermiş ve yetkilerini arttırmış, olağanüstü yetkilere malik olmuş, Samsun'a da öyle çıkmıştır. Buradan bir kez daha belirtelim; Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a gönderenler onu asla bir milli mücadele tertip etsin diye değil, orada bulunan "Rumların" haklarını korusun diye göndermiştir. Kendisine de herhangi bir bağışta bulunulmamış sadece yol harcırahı verilmiştir. Kaldı ki Paşa'yı gönderenler, onda bir mücadele azmini bilselerdi asla göndermezlerdi!
Buradan hareketle bir de Mustafa Kemal'i İngilizler gönderdi diyen, fikri de, sözü de, kalemi de satılık, ruhları aşağılık olanlara seslenmek istiyorum. Koca Osmanlı Devleti o hale gelmişti ki; İngilizlerin yol ruhsatı vermediği hiç kimse bir yere adım atamazdı. Bu bağlamda Kazım (Karabekir) Paşa'da bir izin belgesiyle gitmişti...
Samsun'a doğru yola çıktıktan ve vardıktan sonra Mustafa Kemal Paşa çalışmalara başlamış, Anadolu'nun her yerinde görünen milli direniş hareketlerini desteklemiş, onlara telgraflar yoluyla emirler göndermişti. Çoğu zaman akşam yemeğini yemez, mücadelenin sistematiği ile uğraşırdı. Bu zamanlarda da İstanbul Hükümeti Gazi Paşa'nın niyetlerini öğrenmiş ve onu tekrar görevinden, merkeze çağırmıştır. Gazi Paşa yine burada siyasi dehasını göstermiş ve uzun uzadıya telgraflarla zaman kazanmaya çalışmıştır. Anadolu'ya geçen tek müfettişte kendisi değildi. 1.Ordu Müfettişliği'ne Fevzi, 2.Ordu Müfettişliğine'de Mersinli Cemal Paşalar atanmıştı. Ancak Milli bir mücadele fikri yalnızca Mustafa Kemal Paşa'da vardı. Anadolu'da bu mücadeleler olmaya başlamışken İstanbul Hükümeti'ne İngilizlerin baskısı artmış ve telgraflarda ardı ardına gelmeye başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa ise 9 Temmuz 1919 tarihinde istifa etmiş ve sine-i millete dönmüştür. Ona göre "milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı tayin edecektir". Bu bağlamda kongrelerde dahi oldukça sert tartışmalar zuhura gelmişti. Herkes adeta manda ve himayeden çıkılamayacağına kani idi. Fakat Mustafa Kemal Paşa "Ya istiklal ya Ölüm" dercesine mücadelesine devam ediyordu. İstifa dilekçesini sunduktan sonra Kazım (Karabekir) Paşa gelmiş, asker tekmilini vermiş ve ordusu ile beraber emrine amade olduğunu belirtmiştir. İşte bizim için milli mücadelenin karakteri burada gizlidir. Askerlikten istifa etmiş birisine, rütbe, enaniyet tanımayan bir Paşa, tekmil veriyordu.Şimdi biraz daha mücadelenin kutsallığına hizmet etsin diye şunu söyleyeyim. Hepimiz Mustafa Kemal Paşa'nın fotoğraflarını görür, duygulanırız. Ama biri var ki istisna. Onu da yazının sonunda göreceksiniz. İstifa ettikten sonra sivil kıyafet giymek zorunda olan Paşa'nın maalesef kıyafeti yoktur! Bu sorun Erzurum Valisi'nin jaketayını almakla çözülmüştür. Gömlek ve kravatta Mazhar Müfitten gelmişti. Erzurum Valisi kilolu olduğu için kıyafet hayli geniş olmuş, daraltma işleminden sonra Gazi Paşa Hazretleri bu elbiseyi giyebilmişti. İşte, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran büyük Gazi'nin kongrelerde giydiği kıyafetler bile kendisinin değildi!
Kongreler ardı ardına giderken, Mustafa Kemal Paşa'ya ve arkadaşlarına çeşitli suikast girişimleri varken, Sadrazam ve Şeyhülislam camilerden, uçaklardan, davullarla, tellallarla milli mücadeleyi yapanların katli vacibtir fetvaları verirken onların giyecek elbisesi bile yoktu. Ama inanç, azim ve bağımsızlık aşkları vardı. Bursa işgal edildiği sırada meclise kara örtü seren, Sakarya'da, Kütahya'da yemek yemeyen, her yerinden yaralanan paşalara bir de asi muamelesi hoş görülmüş idi. Elazığ, Adıyaman, Malatya'dan gelenler bağrışlarla bu paşaların kellesini istiyordu. Ama hala halkın Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına olan itimadı tamdı. 1911'de başlayan savaş silsilesinde halk o kadar yorgun olmasına rağmen asla mücadelen vazgeçmemişti. Tekalif-i Milliye emirlerinde halk, "yokluğu paylaşmıştı". Çünkü mücadelenin en çetin evrelerinden birinde Kars, Ardahan gibi yerlerde halk, çocuklarına "köpek kemiklerini kaynatmış ve çorba" yapmıştı. En sıkıntılı dönemde, Kemal Paşa, ailesine para göndermemiş, cephede savaşmıştı. Bizim için bu mücadeleler bir namus mücadelesidir. Bunun için yunanlıların galip gelmesini isteyen namussuzları, Gazi Paşa'nın kazandığı topraklara bile gömmemek gerek!
Yazıyı çok uzatmamak ve akademik bir yazı olmaması hasebiyle burada noktalamak istiyorum. Son olarak da yazının başlığına değinmek gerek. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın doğum günü ne yazık ki tam olarak bilinmemektedir. Osmanlı'da bir çocuk dünyaya geldiği zaman Kuran-ı Kerim'in arka sayfasına tarih not edilirmiş. Fakat Ali Rıza Paşa bunu yapmamış. Yoğunluktan olsa gerek. Zübeyde Hanım "Mustafam doğduğunda erbain soğukları vardı" diyor. Bu da Aralık 1880 ile Ocak 1881 arasındaki tarihlerle eşdeğerdir. Fakat yine bu bir tahminden ibarettir. Gazi Paşa'ya doğum günü bahsi sorulduğu vakit, kendisi doğum gününü "19 Mayıs" olarak tanıtmıştır. Mamaafih 19 Mayıs'ı "jimnastik şenlikleri" adı altında bir kez izleyebilmiştir. Türk Milleti'nin çiğnenen namusunu kurtardığı günü kendine doğum günü seçen Gazi'ye en ufak art niyetli bir cümleyi namussuzluk sayarız. Kurtuluş Savaşının önder kadrosunun ruhları önünde tazimle eğiliyoruz.
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!..
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN KENDİNİN OLMAYAN SİVİL GİYSİSİ.

Okurken insanın tüylerini diken diken eden bir yazı olmuş. Tebrik ederim.
YanıtlaSilİlgi ve alakanıza ben teşekkür ederim :)
SilKalemine sağlık hocam :) harika olmuş.
YanıtlaSilTeşekkür ederim Sağ olun :)
SilEline yüreğine bilgine kalemine sağlık Hakan'cım
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim :)
SilSizi tebrik ediyorum ve sizin gibi genç birinin Atatürk hakkında yazdıkları da beni ayrıca duygulandırdı gururlandırdı ve gelecekten umitlendirdi teşekkür ederim kalemine sağlık hep böyle kalın teşekkür ederim
YanıtlaSilBen Teşekkür ederim Nursel Hanımç
SilOl deyince olduran gönülleri imanla dolduran Yüce Allah 'ın 99 adıyla geçmiş Kadir gecen mübarek olsun kanka
YanıtlaSil:) :)
Sil