ÇOCUK


Çocuk dediğimiz ulvi yaratık bizim itikadımıza göre dünyaya günahsız gelir. Dünyanın türlü yaşam kavgaları çocuğu da kendi potasında eritir ve devamında da olması istediği bir bireyi meydana getirir. Burada önemli olan çocuğun hangi safhalardan geçtiği, ne şekilde düşündüğü, nasıl beslendiği sorunudur. Beslenmeyi sağlıklı ürün olarak düşünen herkes çocuğun gelişimini fiziki ve biyolojik olarak düşünmektedir. Biz onu ruh, beden, estetik ve her şekilde beslemeli, büyütmeliyiz. Zannımca da en çok hatayı burada yapıyoruz. Bizden büyükler, biz ve bizden sonrakiler daima çocuklarının "kendi istedikleri" gibi bireyler olmasını istiyor ve ona göre nasıl düşüneceklerini değil, ne düşüneceklerini öğretiyoruz. Her şeyden evvel bu insan doğasına aykırı, insan şeref ve benliğini unutmak ve onu tahkir etmekten başka bir şey değildir.
Çocuk, en genel tabiri ile toplumun ruhen ve fikren görünüşünü temsil etmektedir. Mandela, çocuklara nasıl davranıldığına bakarak bir toplum hakkında genel bir kanıya varmanın mümkün olduğunu söylemekteydi. Bu, bizim içinde meselenin özeti halinde. Toplum, yetişkinlerin şekillendirdikleri çocukların, yarınki terennümüdür. O çocuklar büyük oranda o yetişkinlerin eseridir. Bizim ülkemizde hala ne yazık ki çocuklarımıza yeteri kadar sevgi veremiyor, onları sürekli eleştirme arzusunda olarak hata yapmalarını bekliyoruz. Aslında insan hayatında hata yapmak en büyük yetişme ve gelişme merhalesidir. Ama durum bizim için, çocukların hata yapmasını, onların gelişmesi için değil, onlara mümkün olduğunca kızmak, tek gücün biz olduğunu hatırlatmak ve güçsüzlüğünü yüzüne vurmak içindir. Bu her şeyden önce insan şerefini ve duygularını göz ardı etmektir. Bunu yaparken de yine genel olarak çocukların gelecekte olacakları şeylerden korktuğumuz için olduğunu belirtiyoruz. Aslında çocuklarımızın gelecekte katil, sapık, hırsız vb olmasından korkuyor ama onların ruhsuz, maddeperest, hata kabul etmez, "mükemmelliyetçi" yetişmelerinden korkmuyoruz. Buradaki mükemmelliyetçiden kastımız hata tanımamaktan ibarettir.
Yine en büyük yanılgılarımızdan birisi de çocuklara sorumluluk yüklememekten ileri gelmektedir. Çocuklarımıza sorumluluk yüklemiyor, henüz erken, yaşı daha kaç diye diye onların temel sorumluluklarını bile biz yerine getiriyoruz. Derler ya; biz de anne yemeğin parasını verir, teyze yedirir, hala ağzını siler. Durum bundan pek de farklı değil. Çocuklar daha okula giderken kitaplarının içinde olduğu çantalarını taşımıyor, onları anne babalar taşıyorlar. Ödevlerini başkaları yapıyor, konuşması gerekilenler ona önceden söyleniyor zaten. Durum böyle olunca da hayat sahnesinde çocuk, ileriki yaşlarında yeniden doğuyor ama bu defa kimsesiz. 
Ayrıca onların biat etmesinden hoşnut oluyoruz. Baba sözünden çıkamaz, annesi ne derse doğrudur, amcası tokat attıysa haklı, teyzesi bağırırsa çocuk yemiştir bir halt. Çocuk bardak kırdığında bile ona bardak karşısında kimliksizlik aşılanıyor. -Burada özellikle belirtmek isterim ki çocuğun büyük tanımaması ve ona meydan okumasından bahsetmiyorum- Çocuklar bizim dediklerimizden büyük ölçüde uzaklaşınca onu tanıyamıyoruz. Ne ara bu hale geldi? Peki, ya el birliği ile onu bu hale biz getirdiysek? Her nesil, bir önceki neslin dışa vurumudur. Gördüğünü yapıyor, duyduğunu konuşuyor, daima bizleri taklit ediyor. Yani biz, bugünün çocuklarından sorumluyuz. Onlara bakıp "gençlik nereye gidiyor" demek aslında bir nevi kendini tanımamak ve kendinden olanı yeni yeni kavramakla eşdeğerdir. Jouberth burada bunu şöyle dile getiriyor: "Çocukların nasihattan çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır".  Biz, küçüklükten çocuklarımıza doyumsuzluğu aşılıyoruz. Küçüklükten, küçük şeylerle mutlu olan çocukları önemsemiyoruz, onlara her zaman yetinmemeyi aşılıyoruz. Örnek olmuyoruz, siyasetimiz nefret, anne babamız şiddet, öğretmenimiz hakaret, kalanlarınsa ötekileştirme öğrettiği çocuk yarın ne verecek topluma? Biz şunu ifade edelim evvela; Belki de iyi bir nesil yetiştiremedik. Belki de çocuklarımızı kendi isteklerimize alet ettik, onları kirlettik. "Evladım malını gizli ye, olan var olmayan var" sözünü erdem diye pazarlayan toplum, erdem noktasında geçer not alamaz. O elindekini paylaşmayı telkin etmeyip de gizli saklı kendi yemesini isteyen toplum, erdemi burada ben olgusuna tercih etmiştir. 
  Son olarak; bugün çocuklarımıza kızıyor, onların büyüklerine saygı göstermemesini yadırgıyor, umursamazlıklarını yüzlerine vuruyoruz. Ben bunu şu şekilde özetleyeyim sizlere: 
Çocuklarına sevgiyi, aşkı, merhameti öğretmeyen yetişkinlerin birer nefret abidesine dönen çocuklarına hayretle bakması, cemiyetin en ibret verici intikam alma şeklidir.
Bir Türkü: Neşet Ertaş, Cahildim Dünyanın Rengine Kandım
Bir Şiir: Behçet Necatigil, Dünya Çocuk Yılında 

Yorumlar

  1. Evladım malını gizli ye, olan var olmayan var" sözünü erdem diye pazarlayan toplum, erdem noktasında geçer not alamaz. güzel yazi olmuş eline saglik

    YanıtlaSil
  2. Seni ayakta alkışlıyorum güzel insan RABBiM SeNİ iyi insanlarla karşılaştırsın İNŞAALLAH ALLAH'A emanet ol gardaşım benim . Yazdıkların bana gece gece 20 yıllık hüzünlü HEP hüZüNLü sinema filmini izletti ama FiLM bitmedi ben koşarak SALonu TerK ETtim VesSeLAM.

    YanıtlaSil
  3. "Belki de çocuklarımızı kendi isteklerimize alet ettik, onları kirlettik" kesinlikle çok doğru sana katılıyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kutlu Fetih

DEVLET VE ADALET ÜZERİNE BİR DENEME

ANNE